Cengiz,Sen 1923'den bahsediyorsun, ben 2023'den. Yazdıklarını okuyan seni Kurtuluş Savaşı gazisi sanır.
Ben pembe bir tablo çiziyor değilim. Ekonomi politikaları ile ilgili olarak da konuşmuyorum. Ama manzara ortada; sanırım sen de görüyorsundur. Eğer estetik yaptıran kadınların sayısı azalmıyorsa ve artıyorsa, işler iyi gidiyordemektir. İyi gitmiyor mu?
Şunu söylüyorum: senin gibi düşünenlerin Türkiye'ye bakışında komplekslerden kaynaklanan bir sakatlık var.
Tedavi gören bir paranoid gibi konuşulmasının, yani sürekli, "paranoid değilsem de, bu, takip edilmediğim anlamına gelmez" denmesinin, tüm dünyanın Türkiye'ye tuzaklar kurmak için işbirliği yaptığı gibi bir şapşalca düşüncenin, sözde akıllı adamlar tarafından dile getirilmesinin nedeni işte bu sakatlıktır.
Komplekslerin nedeni tarih eğitimimizdir. Herşeyin 1923 yılında başladığını, bu toprakların sanki öncesi yokmuş gibi anlatan tarih kitaplarıdır; Necdet Kerman'dan dinlediklerimizdir problemin nedeni. Milli Güvenlik dersleridir.
Tarihini bilmeden, tarihinden korkarak yaşamak ancak tarihsiz ülkelere yaraşır, Türkiye'ye değil.
Ülkeler birbirlerine karşı nispi avantajlarını kullanıp öne geçerler. Zaman zaman rekabet kızışır, gizli ve açıksavaşa döner.
Şu anda ben Türkiye'ye dönük bir savaş tehdidi görmüyorum. Kuzey Irak konusu, reddedilen 1 Mart tezkeresinin sonucudur.
Biliyor musun, 1 Mart tezkeresi öncesinde Amerika ilegörüşmeleri sürdüren ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir denge unsuru olarak Kuzey Irak'da konuşlandırılmasını anlaşmaya bağlayan Büyükelçi Deniz Bölükbaşı, belki senin de oy vereceğin MHP'den milletvekili adayı oluyor; dün istifa etti.
Büyük bir coşku ile anti-emperyalist direnişin simgesiolarak sunulan 1 Mart tezkeresinin reddi, Türkiye'nin başına şu sıralarda örülen Kuzey Irak çorabının temel nedenidir. O zaman konuşlandırmayı reddettiği askeri, Türkiye, şimdi Amerika'ya rağmen Kuzey Irak'a sokmayı düşünebiliyor. Göreceğiz.
Diyeceğim, başımıza gelen belalar yarını düşünememekten, kurulan tuzakları görememekten ve devlet olarak gerekli yönetim reflekslerini gösterememekten kaynaklanır.
Ben yabancı ülkelerden değil, devletin hatalarından korkarım.
Devlet, gizli ve açık yöntemleri kullanarak, Türkiye'ye dönük dış tehditleri ortadan kaldıracak işler yapması için kurulmuş çeşitli örgütlere sahiptir. İç konularla uğraşmaktan zaman bulduklarında, dış konularla ilgili tehdit değerlendirmelerinin gereğinin yapıldığını, bu ülkenin bir vatandaşı olarak, ümit ediyorum. Ama örneğini verdiğim Kuzey Irak konusu beni tedirgin ediyor.
Türkiye'de gördüğüm şudur: bir tarafta şeriat yanlılarının (oy oranı en fazla yüzde 7 - 10 arasıdır), diğer yandan "Kardeşim ben müslüman değilim, dahası inanmıyorum" deme cesaretine dahi sahip olmayan laikçilerin (onların da oy oranı yüzde 7 - 10 arasıdır) giriştiği kavga, ülkede bir iç bölünme tehdidi yaratmıştır.
Senin yazdıkların ve üslûbun kaygılarımı doğruluyor.
Aynı dili konuştuğu, aynı yemekleri yediği, aynı kültürün değişik unsurlarını paylaştığı vatandaşlarıyla, aynı masada olmasa da yanyana oturmaya dahi katlanamamak, seni, Solingen'de sırf Türkler yaşıyor diye bir evi kundaklayan Alman neo - nazilerle aynı kategoriye sokar, sokuyor.
Kendi ülkende böylesine bir ayrım yapamazsın. Sistematik olarak yapmaya kalkışana, bu ülkenin akıllı adamları izin vermez. İstersen, burada yazdıklarını, bir parti programı haline getir; bakalım ne oluyor, hep beraber görelim.
Hamurundaki kültürel unsurlar içinde İslam da olan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ama inanmıyorum.
Namaz kılan anneannemin kucağında büyüdüm ama inancın (ister dinî, ister seninki gibi laikçi, ideolojik) hep kan dökülmesine yol açtığını düşündüğüm için (Necdet Kerman'ın anlattıklarının dışında da tarih okudum biraz), inanç sistemlerini tehlikeli bulurum.
Ama inananla da, inanmayanla da, türbanlıyla da, türbansızla da, benim yaşam tercihlerime karışılmadığı sürece barış içinde yaşarım. Bana müdahale edildiğinde, ya da müdahale tehdidi, benim değerlendirmeme göre, yakın ve açık olduğu zaman, gerekeni yaparım. Önce sandıkta, eğer oradan sonuç alınmıyorsa, başka yöntemlerle.
Şu anda böyle bir tehdit görmüyorum. Görmediğim için yazdıklarını ve senin düşündüğün gibi düşünenleri çok tehlikeli buluyorum.
Bir de küçük not; kamuoyu yoklamaları yapılıyor ama sonuçları yayınlanmıyor. Nedeni, bu gergin ortamda hiçbir gazete ve gazetecinin suçlanmak istememesi.
Son kamuoyu yoklamaları, AKP'yi yüzde 38 - yüzde 39 oy oranında gösteriyor. Son 1 ayda oyları biraz arttı.
Bunun Meclis'e nasıl yansıyacağı belirsiz çünkü % 10 barajı hangi partiyi nasıl vuracak o henüz belli değil.
Ama 23 Temmuz sabahı ortaya çıkabilecek manzaraya şimdiden hazırolmakta yarar var.
Türkiye'yi bu kadar gerdikten sonra, AKP yeniden büyük çoğunlukla (368?) Meclis'e girerse, ne yapacaksın Cengiz?
Sana ve meraklılarına, aynı bugünküne benzeyen bir ortamda gidilen, 1954 seçim sonuçlarına bakmalarını öneririm.
Selamlar.
10 Mayıs 2007 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder